3. Adam Sendromu: Bir Gizemli Olay
- Taha Yeşiltepe

- 28 Ağu 2025
- 5 dakikada okunur
Hayatımız boyunca birçok gizemli olay yaşamış ya da duymuşuzdur. En kötü ihtimalle birilerinin başına gelen paranormal olaylar silsilesi kulaklarımıza çalınmıştır. 'Ya bak yemin ediyorum sana...' diye başlayan ya da biten bu gizemli, merak uyandıran olaylar bir yandan da bizlerde korku oluşturur. O ince korku ise çok önemlidir. Çünkü bu tip hikayelere inanmamızı ya da inanmak istememizi; duymak isteyip üzerine düşünmek istememizi sağlayan şey o enseden sızan hafif korku faktörüdür. Peki neden insanoğlu tarih boyunca bu tip gizemli olaylar yaşamış, anlatmış ya da yaşadığını iddia etmiştir, gelin üzerine biraz düşünelim.

İnsanlığı korkutan olaylar ya da çoğu zaman 'Paranormal Olaylar' ilk olarak eski uygarlıkların bıraktığı eserlerde gözümüze çarpıyor. İlk örneklerden biri İspanya'nın Cantanbrian Kıyısı'ndaki El Castillo mağarasında keşfedilen duvar resimleri. Kadim uygarlıkların sonraki nesillere günlük hayatını anlatmak istemesi ile icat olan bu hikaye anlatım yolu bize aynı zamanda ilk aksiyon hikayesinden tutun da ilk korku hikayelerine kadar anlatmakta. El Castillo mağarasında keşfedilen 1 milyon yıllık duvar resimleri ve sonrasında bırakılan resim ve yazıtlarda insanın günlük yaşam içerisinde yaşadığı zorlu mücadele ve bazen de destansı, epik zaferler yer almakta. Bir avcının 10 katı boyutunda olan, ön dişleri metrelerce uzunluğa sahip bir kaplanın o avcıyı köşeye sıkıştırdığı bir duvar resmi, bu resmi günümüzde gören bizlerde herhangi bir duygu oluşturmazken eski dönemlerde belki de bakanların korkudan dilini yutmasına bile sebebiyet verebiliyordu. Öte yandan Mısır hiyelogriflerindeki hibrit canlılar, piramitlerin kral odalarının duvarlarında resmedilen uçan daireler, eski Britanya'da anlatılan Karın Deşen Jack söylentileri ya da Stephan King'in 'O' romanı... Hepsi de özünde bir sebep yatan gerçek ya da söylentiler... Ortak noktaları ise insanların tüm bu tip anlatıları ya da görselleri ilgiyle takip etmesi.

EL CASTILLO MAĞARASI

ESKİ BİR MISIR HİYELOGRAFİ
Tarihçilerin, komplo teorisyenlerinin, yazarların ve araştırmacıların her zaman ilgi odağı olan gizemli olaylar günümüz teknolojisinde araştırılmaya başlanmış durumda. Örneğin Türk Mitolojisi'nde 'Karabasan' denilen olayın ya da yaratığın temeli, son yıllarda yapılan çalışmalarda uykunun derin fazında beynin dolaşımsal fonksiyonunun anlık değişimine bağlanmakta. 'Yatakta ekmek yeme Karabasan gelir!' denilen şey aslında geç saatte yenilen yemek sonrası vücudun bir yandan uyumaya çalışması ve bir yandan da bazal metabolizmaya geçerken zorlanması kaynaklı dolaşımın ve sonucunda beynin etkilenmesi ile olmakta. Ya da 'Sol tarafına yatma' olayı... Bu olayda ise sol yana uzanıldığında bazı durumlarda kalbe binen yükün artması sonucu kalbin beyni uyarması ve bu esnada ilk uyarılan kısmın beynin görselleştirme yani bir nevi 'halüsinasyon' merkezini uyarması sonucu oluşmakta. Ya da en azından bilim adamları böyle açıklamalar yapmış durumda. Peki her gizemli olay bilimle açıklanabilir mi sizce? Örneğin bahçesinde 3 metrelik devasa bir Kocaayak gördüğünü iddia eden bir Alaskalı ormancı ile geceleri bir ışık huzmesinin evinin karşısındaki mezarlığın üzerinde belirdiğini söyleyen bir teyze bu konularda araştırılabilir mi? Ya da şöyle demek gerekirse:
Her şey bir açıklaması var mıdır?
Hayatta biyolojiden tutun da kimyaya, astronomiye kadar her alanda her şeye bir açıklama getirebiliyoruz artık. Ama bazı olaylar var ki bilim otoriteleri bile açıklama getirmekte zorlanıyor. Örneğin ruhun maddesel varlığı, uzaylıların var olup olmadığı, artık her ülkede sürekli görüntüye alınan UFO görselleri, evrenin sınırları, kadim uygarlıkların kullandığı teknolojiler, piramitler vs. liste oldukça uzun. Ve tüm bu liste insanlığın tarih boyunca ilgisini çekiyor. Bugün bile yapılan bir UFO haberi internette tıklanma rekoru kırıyor ve hala hiç birimiz bu UFO'lar gerçekten de dünya dışı yaşam formları mı yoksa devletlerin silahlanma yarışındaki gizli kozları mı olduğunu bilmiyoruz. Ya da en eski avcı toplayıcı insanlardan binlerce yıl önce ciddi teknoloji ve mimariyle yapılan yapıları kimlerin nasıl yaptığını bilmiyoruz. İşte bu tip konuların da açıklanamaması ortak olarak tüm insanlığın odağında her zaman ve özellikle son yıllarda yapılan araştırmalar aslında bildiğimiz ve bize öğretilen insanlık tarihinin tamamen yanlış olduğunu ortaya koyuyor. Bununla ilgili Netflix'te yayınlanan Kadim Uygarlıklar belgeselini size önerebilirim. Keza belgeselin anlatıcısını ve yaratıcısı Graham Hancock, tüm tarihin bize yanlış anlatıldığını ve bizden çok çok eski zamanlarda gelişmiş bir uygarlığın olduğunu güçlü argümanlarla iddia ediyor. Gelelim bu gizemli olaylardan bugün bahsetmek istediğime.
'3. Adam Sendromu' ya da '3. Adam Faktörü'

Bu olay kısaca tanımlarsak zor zamanlarda ve anlarda insanların yanında bir güç, başka bir varlık hissetmeleri olarak açıklanıyor. İlk olarak dağcıların literatüre kazandırdığı bu kavram sonrasında birçok zor ve çetrefilli durumda yaşanıldığı söylenen bir olay. Enkaz altında 'Hızır' ya da 'Melek' görmek, ormanda yalnız kalan bir gezginin gördüğü 'Peri' ya da çöldeki kaşife su veren 'Yaşlı Adam'...
Bu kavram ilk olarak İskoç dağcı ve kaşif Dr. Alexandre Mitchell tarafından kullanılmıştır. Alexandre son keşfi sonrası kaleme aldığı bir yazıda tüm yolculuğa bu dünyadan olmayan bir varlığın eşlik ettiğini ve 3 kişilik ekibinin 4. kişisi olduğunu belirtmiştir. Üstelik bu tırmanış 36 saatlik uzun bir süreçken... Bu iddia sonrası bir anda birçok dağcı Alexandre'a ulaşıp bu olayın çok benzer halini yaşadığını belirtmiş ve bu gizemli olay 'Acaba dağlarda farklı varlıklar mı var?' diye haberler çıkmasına bile sebep olmuştu. O dönem radyolar bunu anons etmiş ve bu 'Ben de yaşadım' olayı çığ gibi büyümüştü. Bunun üzerine birçok gizem araştırmacısı insan bu olayın peşine düştü ama ne bir canlı bulunabildi ne de bir kanıt... Ellerindeki tek bulgu sayısı binleri bulan insanların ağızlarından duyduklarıydı.

Bu gizemli olay sadece dağcıların değil bir süre sonra çok farklı meslekten ve uğraştan insanın bahsettiği bir fenomene dönüşmüştür. Kutup kaşifleri Peter Hillary ve Ann Bancroft çokça benzer bir olay yaşadığını; kaşif Dr. Jim Sevigyn ise 1983'ün sonbahar aylarında yaptığı bir keşif esnasında bir yarığa düşüp bacağını kırdıktan sonra kendi kendine 'Tamam işim bitti'' dediği esnada bir sesin, hayatta kalması için onu yönlendirdiğini söylemişti. Ulusal kanalda katıldığı canlı yayında bu deneyiminden bahseden Sevigyn ''Her şeyin bittiğini düşünüp ölümü bekliyordum ve sağ omzumdan bir ses 'Hadi hayatta kalmalısın bunu denemelisi' dedi. Bu ses bana gün boyunca talimatlar verdi ve varlığını sağ omzumun tam arkasında hissedebiliyordum. O ses bana eşlik etti. Sonraki gün oradan çıkıp vadiye ulaştığımda artık birkaç saate öleceğimi biliyordum. Ocağımı yakamıyordum ve hareket etmem için o ses bana su mataramı da atmamı söylemişti. Tam ümidim kesilirken o ses avazım çıktığınca bağırmamı söyledi ve ben de yardım için bağırdım ve karşıda kayakçıların olduğunu gördüm. O kayakçılar sesimi duydu ve beni kurtardı. Kayakçılar geldiğinde o ses yok olmuştu.'' demiştir.
Merak edenler için o röportaj:
Bu ve bunun gibi olaylar 'Tam anlamıyla' aynı şekilde insanların başına gelmeye devam etmişti. Dağcılar, kaşifler, paraşütçüler ve gemisi batanlar... Hepsi 3. Adam'ı deneyimlemişti. Ülkemizde 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve birçok kayıp verdiğimiz büyük Hatay depremi ve akabinde yaşanan depremler sonrası günler sonra enkaz altından çıkan çocuğun 'Bana bir abla ekmek ve su verdi' dediği şey 3. Adam mı?
Bilim insanları o dönemden itibaren birçok deney ve çalışma ile bu olayı açıklığa kavuşturmak adına çalışmalar yürüttü ve buldukları sonuç, beynin bu tip zorlu durumlarda hayatta kalmak için ikinci bir kişilik oluşturduğuydu. Diğer kabul gören bir olgu da çift karakterli insanların aslında içlerindeki sesin yardımını böyle algıladığıydı. Bu açıklamalar belli bir yere kadar mantık çerçevesine oturmaktaydı ancak sonrasında 3. Adam Sendromu'nu yaşayan insanların gördüklerini iddia ettikleri 'canlılar' bilimce hala açıklığa kavuşturulabilmiş değil. Ortak paydada buluşulan şey ise insan beyninin her zaman söylendiği gibi gizemli ve bizim bildiğimizin çok daha üstünde güçlü oluşuydu. Sadece bir şeyi istemekten ziyade onu gerçekten çağırmak ve hatta kendini onu halihazırda kazanmış gibi görmek hedefe ulaşmada çoğu insana yardım edebiliyor. Yani beynimizdeki sesi ister biz kullanalım ister zor durumlarda o açığa çıksın, bize yardım etmek için hazır. Ancak biz istediğimizde tabii ki... Olumlu düşünme ve olumlu isteme bizim bu sesi kontrol edebilmemize olanak sağlayabiliyor. Tıpkı 3. Adam Faktörü gibi...
Peki sizce bu fenomen gerçekten var mı? Başınıza böyle bir şey hiç geldi mi? Sizin 3. adamınız nasıl biriydi?




Yorumlar