top of page
Ana Sayfa: Hoş Geldiniz
Ana Sayfa: Ben Kimim?
Ana Sayfa: Blog2

Podcast Nedir?

  • Yazarın fotoğrafı: Taha Yeşiltepe
    Taha Yeşiltepe
  • 31 Ağu 2025
  • 5 dakikada okunur

Birçoğumuz günlük hayatımızda müzik dinleme platformlarında ya da sosyal medya videolarında önlerinde mikrofon olan bir ya da birkaç kişinin belirli bir konu üzerine konuştuğunu görmüşüzdür. Özellikle şu sıralar İnstagram reels videolarında oldukça popüler olan bu konsept yediden yetmişe sosyal medya bağımlısı olan bizleri etkisi altına kolayca alabilmektedir. Üzerlerine editler yapılmakta hatta mikrofonunu kapan; güzel ışık, makyaj, stüdyo ortamı gibi hilelerle bilmediği konularda konuşarak kendisine 'Dahi' imajı kazandırmakta ve bu konseptten etkileşim almaya çalışmaktadır. 'Türkiye'nin En Pahalı 5 Şehri' gibi tahmin oyunlarıyla ya da üzgün bir melodi, siyah beyaz bir fon ve derin (!) cümlelerle hayatın tüm kodlarını çözmüş edasıyla insanlara üzülmemeyi, sabah soğuk duş almayı öğütleyen bir güruh bugünlerde her birimizin sosyal medya sayfalarını işgal etmektedir. Peki Podcast dediğimiz kavram bu mudur? Ya da etkileşim almak adına 'cool' olmaya çalışanlar mı gerçek podcast yayıncısı yoksa yetkin insanlarla yetkin sohbetler edenler mi? Gelin beraber inceleyelim.


Öncelikli olarak Podcast kelimesi Pod: Kapsül ve Cast: Yayıncılık köklerinden oluşmakta. Yani bir nevi kapsül yayıncılığı diyebiliriz. Tabi burada aklınıza ilaçlar ya da uzay araçları gelmesin. Bu kavramın kökenini oluşturan kapsül aslında konseptin orijininde küçük ses odalarında ya da ev odalarında birkaç basit ekipman ile sohbetler etmeyi kapsayan bir konsept. Tv programcılığından ve radyo yayıncılığından ayıran şey ise prodüksiyonun daha temel tutulması.


Podcastin tarihçesine baktığımızda aslında 2000'lerin başında ortaya çıkmış, ilk kez 2004'te 'İpod' ve 'Broadcast' kelimelerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuştur. Yani ilk etapta ses dosyalarını indirip kendi cihazlarımızda dinlediğimiz bir format olarak karşımıza çıkıyor. Apple'ın ilk olarak 10 kasım 2001'de piyasaya sürdüğü İpod cihazı o dönemden bu yana 450 milyon satışa ulaşmış bir ses dinleme cihazı ve broadcast kelimesi ise daha eski bir geçmişe sahip 'yayıncılık' anlamına gelen bir kelime olarak karşımıza çıkmakta. Bu iki kavram birleştiğinde ise bize Podcast kavramını vermiş ve yaklaşık 21 yıl önce hayatımıza girmiştir.



Ses dosyalarının özellikle radyo formatında kaydedilip internette paylaşılması aslında 1990'ların sonlarına dayanmakta. O dönemde tutan radyo programları ses dosyası olarak bilgisayarlara indirilip insanlar arasında paylaştırılmaktaydı. 2004'te İpod'un piyasaya sürülmesi ise bunu daha kolay hale getirecek ve bahsettiğimiz konseptin var olmasına neden olacaktı. Şimdi gelelim Podcast yayıncılığının asıl patlama evresine... 2000'lerin başında özellikle 2005 ve sonrası internetin daha erişilebilir hale gelmesiyle birlikte podcastler iyice yaygınlaşmaya başlamıştı. İlk büyük yayıncılar genelde bağımsız içerik üreticileri ve teknoloji meraklılarıydı. Küçük stüdyolarda ya da evlerinin bodrum katlarında basit ekipmanlarla kayıtlar alan podcast yayıncıları bu içerikleri RSS Feed'leri üzerinden paylaşıyorlardı. Kendilerine 'Podcaster' dediler. O dönemde platformlar günümüzdeki kadar gelişmiş ve büyük değildi ancak insanlar bu formatı keşfettikçe kendi niş kitlelerini oluşturmaya başlamışlardı.


Özellikle ilk popüler podcastlerden biri olan 'The Daily Source Code' adlı program eski MTV sunucusu Adam Curry tarafından yayınlanmakta ve ciddi bir kitleye hitap etmekteydi. Adam'ın Virgina'da üstelik MTV'de VJ'lik yaparken ve ilk büyük müzik platformunun internet sitesini yönetirken bulduğu bu konsept kısa sürede tüm dünyaya yayılmıştı. İlk olarak günlük yaşamından konuşurken sonrasında dünyada olup bitenden konuşmaya başlamış ve programına aldığı ilk konuğu olan kızı Christina ile sıkça samimi sohbetler etmekteydi. Bazen de müzik dinletisi eklemekteydi aralara. Bir süre sonra Adam'dan ilham alan dinleyiciler kendi podcast yayınlarını oluşturmaya başlamış ve Adam bu konseptin yayılması adına her program bir yeni podcaster'ın tanıtımını yapmaktaydı. Kısa sürede Adam'ın abone sayısı 500.000'e ulaştı ve büyümeye devam etti. Bu yüzden kendisi Podcast kavramının öncüsü kabul edilmekte. Hatta günümüz Podcasterları Adam Curry için 'The Podfather' yakıştırmasını kullanmakta...



Bu program milyonlarca insana ilham verdi ve bu ilham kartopu gibi büyüyerek günümüze milyarlarca insanın dinlediği bir format olarak süregeldi. Teknoloji ile başlayan sohbetler hobilere, spora, sanata ve daha birçok alana sıçramaya başlamıştı. Yani insanlığın radyoları ilham alıp bağımsız içerik üretme merakı yeni bir buluşa imza atmıştı. Podcast ebeveynlerinin bodrum katında yaşayan bir ergenden tutun da bir devlet adamına kadar herkesin katıldığı ve kendi perspektifinden hayatı, dünyayı anlattığı bir yer haline gelmişti.


Gelelim ülkemize... Ülkemizde podcast yayıncılığı dünya ile paralel olarak 2000'lerin ikinci yarısında filizlendi ve bireysel denemeler başladı. İlk olarak örnek verebilecek bir isim bulunmasa da bu konsepti ilk yaygınlaştıran 'Socrates Dergi' ekibinin yaptığı spor temalı podcastler olmuştu. Sonrasında ise yine teknoloji ve kültür alanında yapılan podcastler ülkemizde podcastin tanınırlığının artmasını ve konseptin yaygınlaşmasını sağlamıştı. 2010'lardan sonra ise özellikle Spotify gibi platformların Türkçe içeriğe yer vermesiyle hem yayıncı hem de dinleyici sayısı git gide arttı.


Peki Podcast, radyo yayıncılığını nasıl etkilemişti?


İnsanların 2000'lerin ortalarında radyo yayıncılığından ilham alarak oluşturduğu podcast, daha çok bireysel yayıncılık olduğu için radyo dinlenme oranlarını baltalamadı. Programında sohbet edip müzik dinletisi yapan Adam Curry, bu sınırları öylesine güzel ayarlamıştı ki Podcast ve Radyo birbirini olumsuz yönde etkilemek yerine birbirini besleyerek büyümeye devam etti. Bu ikili birbiri üzerine etkiler bırakıyordu. Radyo yayınlarında dinlenme alışkanlıkları ve konuşmalar değişmiş; podcastlerde müzik ve efektler çokça kullanılmaya başlanmıştı. 2010'lara geldiğimizde ise radyo dinlenme oranları çok az oranda azalmış olsa da bu radyo yayıncılığını bitirmedi. Podcast ise ciddi oranda büyümeye devam ediyordu.


Özellikle pandemi döneminde evlere tıkılıp kaldığımız dönemde insanlar doğaya, sosyalleşmeye olan özlemlerini birtakım konseptlerle gidermeye çalışıyordu. Outdoor Boys gibi kamp ve doğada hayatta kalma içerikleri üreten kanallar YouTube'da büyük patlama yaşarken, sohbet düzeyinde genel kültür bilgileri verilen ve ilginç olayların işlendiği podcastler de ciddi dinleyici kazanmıştı. Bu; sohbet, doğa, öğrenme, şaşırma, tartışma isteğimizin bu dönemde pik yapması en başta podcast yayınlarına yaramıştı. İnsanlar artık müzik dinlemek yerine sohbet havasında bir şeyler öğrendiği podcast yayınlarını dinlemeye başlamıştı. Arabada, metroda, otobüste ya da yürüyüş yaparken bir şeyler öğrenmek ve kulağında birnevi bir öğretmenin, terapistin ya da bilim adamının olması bizlere cazip geliyordu. Bunda tabii ki müzik sektörünün ülkemizde ve dünyadaki kalite düşüşü de aktif rol oynamaktaydı. Bu tabii ki kendi naçizane fikrim. Büyüklerimizin 'Neredeee o...' diye başladığı cümlelerden kullanmayacağım ancak hem dünya müzik sektörü hem de ülkemiz bu konuda ciddi bir kalite düşüşü yaşadı. Aşkı, sevgiyi, ayrılığı, yaşama sevincini, depresyonu ve daha nice insani duyguyu işleyen türküler, şarkılar, şiirler yerlerini sadece belli tempoları olan ve tamamen saçma sözlerle içi doldurulmuş eserlere (!) bıraktı.


Tüm bu etkenler podcastlerin popülaritesini arttırmaya başlamıştı. Hatta ilerleyen zamanda OpenAI'ın piyasaya sürdüğü ChatGPT ve uzantıları insanların dijital arkadaşları olmaya başlamıştı. Bu dönemde ülkemizde ortaya çıkan ve güncel olarak en çok dinlenilen podcast yayınları ise şunlardı:


-Ortamlarda Satılacak Bilgi

-Barış Özcan ile 111 Hz

-Kendine İyi Davran

-Hiçbir Şey Tesadüf Değil

-Sinan Canan'la İnsanın Fabrika Ayarları


Kişisel olarak benim de favorilerimden olan 111 Hz gibi kanallar insanların ufkunu açmakta ve yeni şeyler öğretmekteydi. Daha önce Vimeo ve YouTube'da çok güzel ve kaliteli içerikler üreten Barış Özcan'ın her bölümde belli bir konuda literatüre dayalı sağlam bilgilerle desteklediği ve kendi 'Storyteller' özelliğini de kullandığı sohbetler kendi adıma dinlemesi çokça keyifli. Kendisini uzun yıllardır takip ediyorum ve podcastlerini kaçırmadan dinliyorum.



İlgi arttıkça podcast kendi içerisinde ciddi bir gelişim göstermekteydi. Üstelik yeni nesil podcast yayıncılığında mizansenler, ses efektleri çokça kullanılmış ve buradan hareketle Podcast dizileri de ortaya çıkmıştı. Dünyada ise geçtiğimiz dönemde özellikle UFC Yorumcusu ve Sunucusu Joe Rogan'ın hazırlayıp sunduğu ve görsel olarak ta yayınladığı 'The Joe Rogan Experience' büyük ilgi görmüştü. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'ndan tutun da şarkıcılar, komple teorisyenleri, bilim adamları, komedyenler ve daha birçok insan bu podcaste konuk oluyor ve tüm dünyada rekor sayıda dinleyici ve izleyici kazanıyordu.



'Ne dinliyorsun?' sorusunun cevabı artık bir şarkı ismi değil de bir podcast kanalının ismiydi. Örneğin bir sporcuma tedavi yaptığım bir akşam sorduğum bu sorunun cevabı 'Beyhan Budak dinliyorum hocam' olunca yüzümde bir tebessümle podcastin gerçek manada yaygınlaştığını görmekteydim.


İnsanların kişisel olarak huzura, dinginliğe, öğrenmeye ve ruhsal anlamda dinlenmeye çokça ihtiyacı olduğu yeni dünya düzeninde bir pazar sabahı kahvaltıda ya da işten yorgun argın dönerken kulaklığında podcast dinlemesi, çok değil 20 yıl önce ortaya çıkan bu konsepti artık literatüre altın harflerle yazdırmıştı. Tüm insanlık artık daha gergindi. Huzursuzduk. Günlük yaşam ve hayatta kalmak daha da zor hale gelmişti. İnsanlar arası iletişim şekil değiştirmiş ama formunu oldukça kaybetmişti. Artık komşular birbirlerine gidip gelmiyor, arkadaşlar sadece sosyal medyada konuşuyorlardı. Birileriyle buluşsak bile sürekli telefonlarımıza gelen bildirimlere bakma ihtiyacı hissediyorduk. Kitap okuma oranları pandemi döneminde artsa da özellikle ülkemizde ciddi oranda azalıyordu. İşte tüm bu boğucu dünyada podcast yayınlarını keşfedenler bu problemlerle daha rahat mücadele edebiliyorlardı. Kulağımızda bizleri anlayan ve bizleri herhangi bir şekilde yargılamadan tek amacı bilgi vermek ve sohbet etmek olan kanallar vardı. Hayvan sesleriyle şarkı yapanlardan ya da binbir şaklabanlıkla içerik üretenlerin aksine daha elit daha öğretici bir hobi oluşmuştu.


Peki sizin en sevdiğiniz podcast kanalları hangisi?



 
 
 

Yorumlar


Ana Sayfa: Instagram

İletişim

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

Ana Sayfa: İletişim

©2020, Yazar Taha Yeşiltepe tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page